Haftaya Dair Hukuki Gelişmeler

  1. İcra ve İflas Kanununun Geçici 20’nci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ Yayımlandı

Adalet Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından İcra ve İflas Kanununun Geçici 20’nci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ (“Tebliğ”)18.10.2023 tarihli ve 32343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Söz konusu Tebliğin amacı; 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu (“Kanun”) kapsamında muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların aynı Kanunun geçici 20’nci maddesi uyarınca tasfiyesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir. Tebliğ hükümleri, 5/4/2023 tarihi itibarıyla muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malları kapsamaktadır.

Söz konusu Tebliğe göre;

  • Muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların tasfiyesi takibin yapıldığı yer icra dairesince resen yapılır.
  • Takibin yapıldığı yerde birden fazla icra dairesi bulunması hâlinde tasfiye işlemleri Bakanlıkça görevlendirilen icra dairesi tarafından yürütülür.
  • İcra dairesince tasfiye edilmesine karar verilen mala ilişkin bilgiler, tasfiye dairesine bildirilir ve tasfiye dairesince duyurulur.
  • Tasfiyeye ilişkin süreler, bu Tebliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bakanlık bu hususu resmî internet sitesinde duyurur ve ilgili kurum ve kuruluşlara bildirir.
  • Tebliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde gümrük idaresi, 4458 sayılı Kanun kapsamında serbest dolaşımda olmayan tasfiye konusu malın gümrük işlemlerini yapmak üzere teslimi için tasfiye dairesine başvurur ve aynı süre içinde malı teslim alır.
  • Mal tasfiye edilmezse borçlu, 9 uncu maddedeki süreyi takip eden on gün içinde, tarifeye göre belirlenen yedieminlik ücretini ödemek suretiyle malı teslim almak için tasfiye dairesine başvurur ve aynı süre içinde malı teslim alır.
  • Sicile kayıtlı mallar bakımından yukarıdaki maddeler uyarınca mal tasfiye edilmezse tasfiye dairesi, 11 inci maddedeki sürenin dolmasını müteakip gecikmeksizin malın resen satış işlemlerine başlar.
  • İcra mahkemesi, tasfiye dairesi tarafından mülkiyetin devri için gönderilen dosyalarda, en geç on gün içinde dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda talebin kabulüne veya reddine kesin olarak karar verir.

Tebliğ 31/10/2023 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Söz konusu Tebliğe buradan ulaşabilirsiniz.

  1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hakem Ücret Tarifesi Yayımlandı

Adalet Bakanlığı  (“Bakanlık”) tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hakem Ücret Tarifesi (“Tebliğ”), 24.10.2023 tarihli ve 32349 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Tarifenin amacı, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre tahkim yoluyla görülen dava ve işlerde, taraflarla hakem veya hakem kurulları arasında ücretin belirlenmesi konusunda anlaşmaya varılamaması veya tahkim anlaşmasında bir hüküm bulunmaması ya da taraflarca bu konuda yerleşmiş kurallara veya kurumsal tahkim kurallarına yollama yapılmaması hallerinde hakem veya hakem kuruluna ödenecek ücretin miktarı ile ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

İlgili Tebliğe göre;

  • Tarifede yazılı hakem ücreti, tahkim davasının açıldığı tarihten itibaren nihaî hakem kararı verilinceye kadar yapılan dava ile ilgili iş ve işlemlerin karşılığıdır.
  • Başkanın ücreti, hakemlerden her birine ödenecek hakem ücretinin yüzde on fazlası olarak hesaplanır.
  • Anlaşmazlığın, davanın geri alınması, konusuz kalması, feragat, kabul veya sulh nedeniyle, hakem veya hakem kurulunca taraflara delillerin sunulması hususunda süre verilmesinden önce sona ermesi halinde ücret tablosunda belirlenen ücretin yarısına, süre verilmesinden sonra sona ermesi halinde ise tabloda belirlenen ücretin tamamına hükmolunur.
  • Hakem veya hakem kurulunca kısmî karar verilmesi halinde ücret, kısmî karar konusu uyuşmazlığın değerine göre belirlenir.
  • Hakem ücreti, tahkim yargılamasının sona ermesi ile hak edilir.

Hakem ücretinin tayininde hüküm verildiği tarihte yürürlükte bulunan tarife esas alınır.

30/9/2022 tarihli ve 31969 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hakem Ücret Tarifesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu Tebliğin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

  1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi Yayımlandı

 Adalet Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi  (“Tebliğ”), 24.10.2023 tarihli ve 32349 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Tarifenin amacı, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Söz konusu Tebliğe göre;

  • Davacı, bu Tarifede gösterilen gider avansını dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı her türlü tebligat ücreti ile posta ücretleri gibi giderleri kapsar.
  • Davacı, taraf sayısının beş katı tutarında tebligat ücreti ile diğer iş ve işlemler için 250 TL toplamını avans olarak öder.
  • Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davacı tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir.
  • Geçici hukuki koruma talebi için alınan gider avansının kullanılmayan kısmı verilen karardan sonra talep üzerine iade edilir.

0/9/2022 tarihli ve 31969 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu Tebliğin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

  1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi Yayımlandı

 Adalet Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi (“Tebliğ”), 24.10.2023 tarihli ve 32349 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Tarifenin amacı, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince tanığa ödenecek ücret ve giderlerin miktarı ile bunların ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Söz konusu Tarifeye göre;

  • Tanığa, tanıklık nedeniyle kaybettiği zamanla orantılı olarak 60,00 ilâ 100,00 TL arasında ücret ödenir.
  • Tanık, hazır olabilmek için seyahat etmek zorunda kalmışsa yol giderleriyle tanıklığa çağrıldığı yerdeki konaklama ve beslenme giderleri de karşılanır.
  • Tanığa bu Tarifeye göre ödenmesi gereken ücret ve giderler hiçbir vergi, resim ve harca tabi değildir.

30/9/2022 tarihli ve 31969 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tanık Ücret Tarifesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu Tebliğin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

  1. Enflasyon Düzeltmesine İlişkin Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği Taslağı Kamuoyu Görüşüne Açıldı

Hazine ve Maliye Bakanlığı (“Bakanlık”), Gelir İdaresi Başkanlığı (“Başkanlık”) tarafından Enflasyon Düzeltmesine İlişkin Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği taslağı (“Taslak”) kamuoyu görüşüne açılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrası ve geçici 33 üncü maddesi gereğince 2023 hesap dönemi sonu ve izleyen hesap dönemlerine ilişkin olarak enflasyon düzeltmesine tabi tutulacak mali tabloların ve düzeltme işlemlerinin usul ve esaslarının belirlenmesine yönelik Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği taslağı hazırlanmıştır.

Söz konusu Taslağa göre;

  • Genel anlamda enflasyon düzeltmesi, paranın satın alma gücündeki değişmeler nedeniyle gerçek durumu ifade edemeyen mali tabloların, gerçek durumu ifade eder hale gelmelerini sağlamak üzere düzeltme işlemine tabi tutulmasıdır.
  • Enflasyon düzeltmesinde mükellefler şu işlemleri/adımları sırasıyla yerine getirmelidir;

 a) Mali tabloda yer alan kıymetlerden hangilerinin parasal olmayan kıymet olduğu tespit edilecektir.

b) Tespit edilmiş parasal olmayan kıymetlerin enflasyon düzeltmesinde dikkate alınacak tutarları (düzeltmeye esas tutarları) bulunacaktır.

c) Tespit edilmiş parasal olmayan kıymetlerin enflasyon düzeltmesinde düzeltmeye esas tarihleri ve düzeltme/taşıma katsayıları belirlenecektir.

ç) Tespit edilmiş düzeltmeye esas tutarlar ait oldukları düzeltme/taşıma katsayılarıyla çarpılacak ve parasal olmayan kıymetlerin düzeltilmiş tutarları hesaplanacak ve düzeltilmiş değerler ile düzeltme öncesi değerler arasındaki enflasyon farkları kayıtlara alınacaktır.

d) Parasal olmayan kıymetler düzeltilmiş değerleriyle, parasal kıymetler ise düzeltmeye tabi tutulmaksızın mali tabloda gösterilecektir.

  • Tebliğ ekinde yer alan parasal ve parasal olmayan kıymetlerin gösterilmiş olduğu listeler, işletmelerde para olarak yalnızca Türk Lirasının kullanıldığı prensibine dayanılarak hazırlanmıştır.
  • Mükellefler yabancı para üzerinden yapmış oldukları işlemlerini 213 sayılı Kanunun mevcut hükümleri doğrultusunda değerlemeye devam edecekler, bunlar için ayrıca düzeltme yapmayacaklardır. Bu Tebliğ uygulamasında yabancı paralar ile yabancı para cinsinden ifade edilen (alacak ve borç senetleri gibi) kıymetler parasal kıymet olarak addedilecektir.
  • Kamu kurum ve kuruluşlarınca bazı malların piyasa fiyatlarının belirlendiği durumlarda, stokta bulunan ürünlerin fiyatında ilgili firmalar tarafından bir değişiklik yapılmaması (yani ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından belirlenen yeni fiyatın, stokta yer alan emtiaya yansıtılmaması) veya paralel biçimde bir değişiklik yapılması söz konusu olabilmektedir. Bu gibi durumlarda da enflasyon düzeltmesi yapılması gerekmektedir.
  • Enflasyon düzeltmesi yapılan geçici vergi dönemleri ve hesap dönemlerine ilişkin düzeltme işlemleri, tabi olunan vergi türü dikkate alınarak, söz konusu dönemlere ait geçici vergi/gelir/kurumlar vergisi beyannamelerinin (süre uzatımları dâhil kanuni süre içerisinde) verilme tarihine kadar yapılır, düzeltmenin yapıldığı tarih itibarıyla yasal defter kayıtlarına intikal ettirilir.

Söz konusu taslağın geliştirilmesi ve yayımlanmaya hazır hale getirilmesi için Başkanlıkça çalışmalar devam etmekte olup; mevcut taslakta yer alan konuların geliştirilmesi, değiştirilmesi veya katkıda bulunulması ile ilgili görüş ve öneriler 3/11/2023 Cuma günü sonuna kadar VUK2@gelirler.gov.tr” e-posta adresine iletilebilecektir.

Tebliğ 1/1/2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir.

Söz konusu taslağa ilişkin Gelir İdaresi Başkanlığının duyurusuna buradan ulaşabilirsiniz.

Söz konusu Tebliğin taslak metnine buradan ulaşabilirsiniz.

  1. Reklam Kurulu Tüketiciyi Aldatan Reklamlara Yaklaşık 76 Milyon Türk Lirası İdari Para Cezası Uyguladı

 Reklam Kurulu (“Kurul”) tüketiciyi aldatan reklamlara yaklaşık 76 milyon lira idari para cezası uygulamıştır.

Kurul, yılın ilk 10 ayında toplam 1.662 adet dosya hakkında görüş ve değerlendirmelerde bulunmuştur.  Bu dosyalar hakkında aldatıcı reklam veya haksız ticari uygulama olduğu tespit edilmiştir ve 1.470 adet dosya hakkında durdurma cezası ile birlikte toplam 75.835.314-TL idari para cezası uygulanmasına, ayrıca 78 adet dosyada erişimin engellenmesine karar verilmiştir.

Kurul, 10 Ekim 2023 tarihinde 338 sayılı toplantı yapmıştır. Buna göre;

  • Toplantının gündemine; medyum, bebek suyu tanıtımları ve gramaj değişimi ile yapılan gizli zamlara ilişkin incelemeleri alınmıştır.
  • Toplantı neticesinde; tüketicileri aldatan, yanıltan, tecrübe ve bilgi eksikliklerini istismar eden reklamlar ile haksız ticari uygulamalara, pek çok idari yaptırım uygulanmasına karar verilmiştir.
  • Gramaj hilesi ile yapılan gizli zamlara, ‘inanç istismarı’ ve ‘bebek suyu’ gibi mevzuata uygun olmayan reklamlara ise Reklam Kurulu toplamda 11.693.933-tl idari para cezası uygulamıştır.
  • 139 adet dosyadan 125’i mevzuata aykırı bulunmuştur.
  • Youtube ve Instagram gibi sosyal medya platformları ile çeşitli internet siteleri üzerinden erişim sağlayarak, tüketicilerin inanç ve duygularını korku, baskı ve hurafeler ile istismar edecek şekilde gerçekleştirilen medyum/büyü/fal tanıtımlarının Reklam Mevzuatında yer verilen “Falcı, medyum, astrolog ve benzerleri tarafından verilen hizmet reklamları … hiçbir şekilde yapılamaz.” hükmüne aykırı olduğu tespit edilmiş olup, 39 internet sitesi hakkında anılan reklamları durdurma cezası ile bu sitelere erişimin engellenmesi tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.
  • Bebek ürünlerine yönelik ürünlerin satışının yapıldığı mağazalar ile internet ortamında yapılan satışlarda, ebeveynlerin bebek ürünlerine ilişkin hassasiyetlerini istismar edecek şekilde çeşitli markalara ait kaynak sularının veya mineralli suların ‘Bebek Suyu’ adı altında ‘bebeklerin kemik gelişimine destek olacağı’, ‘böbrek sağlıklarını olumlu etkileyeceği’, ‘sağlıklı beslenmelerine katkı sağlayacağı’ gibi ifadelerle tanıtımının yapıldığı tespit edilmiştir. ‘Bebek Suyu’ ismi ile satış için zorunlu olan yasal iznin alınmadığı, anılan ürünün bebeklere özel bir içerik ile denetimden geçmeden satışa arz edildiği ve dolayısıyla söz konusu ürünün bebek sağlığını olumlu etkileyeceğine yönelik ifadelerin mevzuata aykırı olup, bu şekilde yapılan tanıtımın tüketicileri yanıltıcı olduğuna karar verilmiştir.
  • Tüketicilere satışa sunulan ürünlerin gramaj, adet ve ağırlık gibi ölçü birimlerinin azaltılmasına rağmen, ambalaj ve satış fiyatlarının değiştirilmemesi nedeniyle birim fiyatlarında gizli olarak yapılan artışın, tüketiciler tarafından fark edilemediği ve bu suretle tüketicilerin satın alma kararlarının manipüle edildiğinin tespit edildiği 2 adet dosya hakkında idari para ve durdurma cezaları uygulanmıştır.

Söz konusu Reklam Kurulu kararına ilişkin Ticaret Bakanlığının resmi internet sayfasında yayınlanan habere buradan ulaşabilirsiniz.

  1. Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Yayımlandı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından, Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (“Yönetmelik”) 20.10.2023 tarihli ve 32345 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Yönetmelikle, 12.8.2013 tarihli ve 28733 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan; işyerinde bulunan, kullanılan veya herhangi bir şekilde işlem gören kimyasal maddelerin etkilerinden kaynaklanan mevcut veya ortaya çıkması muhtemel risklerden çalışanların sağlığını korumak ve güvenli bir çalışma ortamı sağlamak için asgari şartları belirleme amacı taşıyan Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelikte (“Yönetmelik”) birtakım değişikliklere gidilmiştir.

Buna göre;

  • Değişikle birlikte mesleki maruziyet sınır değeri için 8 saatlik süre şartı kaldırılmış ve yerine, mesleki maruziyet sınır değerinin; “belirli bir referans sürede çalışanların solunum bölgesindeki havada bulunan kimyasal madde konsantrasyonunun zaman ağırlıklı ortalamasının üst sınırı (TWA, STEL) veya çalışma süresinin herhangi bir anında çalışanların solunum bölgesindeki havada bulunan kimyasal madde konsantrasyonunun aşılmaması gereken üst sınırı (CEILING)” ifade ettiği belirtilmiştir.
  • Değişiklikten önce “Tehlikeli Kimyasal Madde” Yönetmelikte tek tek sayılmıştı, değişikle birlikte tehlikeli kimyasal maddenin; “11/12/2013 tarihli ve 28848 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maddelerin ve Karışımların Sınıflandırılması, Etiketlenmesi ve Ambalajlanması Hakkında Yönetmelikte (“Yönetmelik”) sınıflandırılmış veya sınıflandırılmamış herhangi bir fiziksel madde ve/veya insan sağlığına zararlılık kriterlerini karşılayan kimyasal maddeleri ve bir numaralı alt bentte yer alan kapsama girmemekle beraber kimyasal, fiziko-kimyasal veya toksikolojik özellikleri ve kullanılma veya işyerinde bulundurulma şekli nedeni ile çalışanların sağlık ve güvenliği yönünden risk oluşturabilecek ya da mesleki maruziyet sınır değeri belirlenmiş kimyasal maddeleri” ifade edeceği hüküm altına alınmıştır.
  • Yönetmeliğin Risk değerlendirmesi başlıklı maddesinde birtakım değişikliklere gidilmiştir. Buna göre; kimyasal maddelerle çalışmalarda yapılacak risk değerlendirmesinde ilgili maddenin bentlerinde belirtilen hususlar özellikle dikkate alınmalıdır. Bunlardan biri de imalatçı, ithalatçı veya satıcılardan sağlanacak Türkçe malzeme güvenlik bilgi formudur. Değişiklikle birlikte artık “3/6/2017 tarihli ve 30105 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanan ve tedarikçilerden sağlanan Türkçe Güvenlik Bilgi Formu.”  dikkate alınmalıdır. Ayrıca, “Bakım, onarım, kurulum, işletmeye alma, devre dışı bırakma gibi işlerde kimyasal madde maruziyeti nedeniyle meydana gelebilecek ve çalışanın sağlığını ve güvenliğini olumsuz etkileyebilecek durumlar” da dikkate alınmalıdır.

Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İlgili Yönetmeliğin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

  1. Organik Arıcılık Yapan Yetiştiricilerin Desteklenmesine Dair Tebliğ Yayımlandı

 Tarım ve Orman Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından hazırlanan Organik Arıcılık Yapan Yetiştiricilerin Desteklenmesine Dair Tebliğ (“Tebliğ”), 24.10.2023 tarihli ve 32349 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Tebliğin amacı, organik arı ürünleri üreticiliğinin geliştirilmesi, doğal kaynakların korunması, gıda güvenliğinin ve sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik organik arıcılık yapan yetiştiricilere destekleme yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Söz konusu Tebliğe göre;

  • Organik Arıcılık Yapan Yetiştiricilerin Desteklemesi (OAYYD), belirli esaslara göre yapılır. Bunlardan bazıları ise şöyledir; OAYYD ödemesi, Yönetmelik hükümlerine göre organik arı ürünleri üreticiliği yapan, Arıcılık Kayıt Sistemi (AKS)’de ve Organik Tarım Bilgi Sistemi (OTBİS)’te kayıtlı olup OTBİS raporunda statüsü organik olan ve bu Tebliğde OAYYD uygulamaları ile ilgili belirtilen usul ve esaslara göre başvuruda bulunan yetiştiricilere yapılır.  OTBİS ve AKS’de bilgilerini tamamlatmak, gerekli güncellemeleri yaptırmak, istenen Uygunluk Belgesini ibraz etmek çiftçinin kendi sorumluluğundadır. Organik arıcılık yapan yetiştiriciler kovan tespitlerini, en geç 29/12/2023 tarihine kadar dilekçe verdiği il/ilçe müdürlüğüne yaptırmak zorundadır.
  • OAYYD ödemesine esas icmal listesi, il müdürlükleri hayvan sağlığı ve yetiştiriciliği şubesi ile organik tarım birimleri ve ilçe müdürlükleri tarafından düzenlenir.
  • OAYYD ödemesi için gerekli finansman, bütçenin muhtelif tarımsal destekleme hizmetleri kalemine tahsis edilen ödeneklerden karşılanır. Ödemeler, Bakanlık tarafından Bankaya kaynak aktarılmasını müteakip, il/ilçe müdürlüklerince oluşturulan onaylı OAYYD ödeme İcmal-1’lerine göre, Banka aracılığıyla, ilgili şubelerde daha önce yetiştiriciler adına açılan veya açılacak olan hesaplara yapılır. Çiftçilere yapılan toplam nakdi ödeme tutarının % 0,2’si bütçenin ilgili kaleminden Bankaya hizmet komisyonu olarak ödenir.
  • İl/ilçe müdürlükleri, desteklemeler ile ilgili müracaat zamanı ve şartlarını, yerel duyuru imkânları ile yetiştiricilere duyurarak gerekli tedbirleri alır.

Tebliğ 2/1/2023 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu Tebliğin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

9. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. Maddesinin 19. Fıkrasının 5. Cümlesinin “Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;…” Bölümünün İptaline İlişkin AYM Kararı

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”), 2023/43 E. ve 2023/141 K. sayılı Kararı (“Karar”), 18/10/2023 tarihli ve 32343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 19. fıkrasının 5. cümlesinin “Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;…” bölümünün Anayasa’nın 10., 13., 17., 35. ve 36. maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptaline karar verilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

İptali istenen, Kanun’un 253. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (19) numaralı fıkrası şöyledir:

 “(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.”

Söz konusu Kararda Anayasa Mahkemesi Başkanlığı aşağıdaki şekilde değerlendirmelerde bulunmuştur;

  • Kuralda uzlaşmanın sağlanması hâlinde tazminat davası açılamayacağı öngörülmüştür. Ceza soruşturmasına konu suç nedeniyle zarara uğrayan kişilerin maddi ve manevi tazminat talebiyle yargı mercilerine başvurabilmeleri mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir. Bu itibarla uzlaşmanın sağlanması hâlinde ilgililerin soruşturma konusu suç nedeniyle uğradıkları zararın tazmini talebiyle yargı mercilerine başvurulabilmesine imkân tanımayan kural, mahkemeye erişim hakkını sınırlamaktadır.
  • Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekmektedir.
  • Kanunilik ölçütü uyarınca Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri kapsamında mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekmektedir.
  • Kural hem maddi hem de manevi tazminat davalarını kapsamaktadır. Buna göre kuralın uzlaşmanın sağlanması hâlinde açılamayacağı öngörülen davalar yönünden kapsamı da belirlidir.
  • Bu itibarla kuralda hangi hâl ve şartlarda, hangi davaların açılamayacağı hususlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel şekilde düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
  • Kuralda suç teşkil eden fiilin gerçekleştirilmesi sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlığın alternatif uyuşmazlık çözüm yoluyla ortadan kaldırılması ve bu suretle yargının iş yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın devlete yüklediği ödevler bağlamında meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra ölçülü olması da gerekir.
  • Bu bağlamda uzlaşma görüşmeleri esnasında sağlıklı şekilde belirlenmesi güç veya öngörülmesi mümkün olmayan zararlara ilişkin açılacak davalar yönünden herhangi bir ayrım yapılmaksızın uzlaşmanın sağlanması durumunda tazminat davası açılamayacağını düzenleyen kuralla ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklenmiştir.
  • Kuralda yargının iş yükünün azaltılması amacıyla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama arasında makul bir denge kurulamamıştır.
  • Bu itibarla kuralın orantılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda kısaca açıklanan nedenle Anayasa Mahkemesi, iptali istenen kuralın, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğuna karar vermiştir ve iptalinin gerektiğine hükmetmiştir.[1]

Söz konusu Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

  1. Evlat Edinen ile Evlat Edinilen Arasındaki Yaş Farkının En Az On Sekiz Olmasına İlişkin Düzenlemeye Dair AYM Kararı

 

 

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”), 2020/10490 başvuru numaralı ve 25/7/2023 karar tarihli Kararı (“Karar”), 17/10/2023 tarihli ve 32342 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Somut olaya konu olan husus, evlatlık ilişkisinin kurulmasına izin verilebilmesi için evlat edinen ile evlat edinilen arasındaki yaş farkının en az on sekiz olmasını bir şart olarak içeren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 308. maddesinin[1] uygulanmasına ve evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına karar verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin inceleme ve gerekçesi özetle aşağıdaki gibidir;

  • Aile hukuku ilişkileri, yalnızca kan bağıyla değil hukuki yollarla da kurulabilir. Aile hukuku kurumlarından biri olan ve soy bağını düzenleyen evlatlık ilişkisi de hukuki yollarla ve çocuğun yararının korunması amacı doğrultusunda belirlenen şartlara bağlı olarak kurulabilir.
  • Evlat edinilmek istenen çocukla evlat edinmek isteyen kişi arasında aranan belirli bir yaş farkının bulunması gerektiğine ilişkin kural da bu bağlamda birçok hukuk sisteminde olduğu gibi ülkemizde de evlat edinmenin bir şartı olarak düzenlenmiştir.
  • Evlat edinme ile soy bağının düzenlendiği ve her şeyden öte evlat edinen ile evlat edinilen arasında gerçek bir ebeveyn-çocuk ilişkisinin kurulması amaçlandığına göre biyolojik anne ve baba ile çocuğu arasındaki yaş farkı dikkate alınarak ve doğal olan izlenerek taraflar arasında belirli bir yaş farkının öngörülmesi makul ve kabul edilebilir bir durumdur.
  • Türk hukuk sisteminde evlat edinen ile evlat edinilen arasında asgari yaş farkına ilişkin bir kural düzenlenmişken evlat edinmenin tarafları arasında azami yaş farkı aranmasına ilişkin herhangi bir kurala yer verilmemiştir.
  • Mevcut durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 308. maddesine göre evlat edinilen, evlat edinenden en az on sekiz yaş küçük olmak zorundadır. Hukukumuzda aranan söz konusu asgari şartın evliliğin kural olarak on yedi yaşın doldurulmasıyla gerçekleşebileceği dikkate alındığında biyolojik anne ve baba yaşı dikkate alınarak belirlendiği söylenebilecektir. 
  • Öngörülen şartlar çocuğun yararının korunması gayesine öncelik verilerek hareket edilmesi gerektiğini ortaya koyduğu gibi Türk Medeni Kanunu'nun 305. maddesinde[2] ifade edilen evlat edinmede her durumda küçüğün yararına olacak şekilde hareket etmeye ilişkin gerekliliği de vurgulamaktadır.
  • Evlat edinenle evlat edinilen arasında en az on sekiz yaş farkı olması kanunda kesin ve genel bir şart olarak yer almaktadır.
  • Somut başvurunun değerlendirilmesi bakımından en önemli husus, evlat edinmede aranan yaş farkına ilişkin düzenlemenin kesin olmasının ve kanuni düzenlemelerde istisnai hâllere yer verilmemesinin aile hayatına saygı hakkı kapsamında devletin yasal düzenlemeler yapma konusundaki pozitif yükümlülüğüne aykırılık teşkil edip etmediğine ilişkin inceleme olacaktır.
  • Asgari yaş farkına ilişkin şartın kesin şekilde düzenlenmesinin ve asgari yaş farkına dair hiçbir istisnaya hukukumuzda yer verilmemesinin çocuğun üstün yararının gerektirdiği bazı zorunlu durumlarda mağduriyetlere yol açması muhtemeldir.  
  • Yaş farkı konusunda hâkime takdir yetkisi tanınması durumunda aralarında makul kabul edilebilecek bir yaş farkı bulunan tarafların fiilen var olan aile bağlarının hukuken de tam bir koruma altına alınması gerektiği değerlendirilmiştir. Bu türden bir korumanın mevcut kanuni düzenlemelerle mümkün olmayacağı açık olduğundan tam da bu noktada devletin aile birlikteliğinin tanınması konusunda yasal düzenlemeler yapılmasına ilişkin pozitif yükümlülüğünün devreye girmesi ve genel kurala istisna getiren düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekir.
  • Kuralın kesin olması ve bazı dezavantajlı ya da daha fazla korunmayı gerektiren durumda olanlar yönünden istisnai düzenlemelere yer verilmemesi somut olayda olduğu gibi çocuğun üstün yararının korunması ilkesine ve aile hayatı ilişkilerine zarar vermektedir. 

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi; yürürlükteki düzenlemenin kesin olması, hiçbir hâl yönünden istisna içermemesi ve zorunlu durumlar karşısında uygulayıcılara takdir alanı bırakmaması nedeniyle devletin yasal düzenlemeler oluşturma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği kanaatine varmıştır.

Söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği ve ihlalin doğrudan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan asgari yaş farkına ilişkin düzenlemede haklı ve kabul edilebilir istisnalara yer verilmemesinden kaynaklandığı sonucuna ulaşmıştır.

Yukarıda kısaca açıklanan gerekçelerle, Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın  20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği  kanaatine varmıştır.

Söz konusu Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

  1. ” Hükmünün İptaline İlişkin AYM KararıKoca, soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.Türk Medeni Kanunu’nun 286. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan “

 

 

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”), 2023/37 E. ve 2023/140 K. sayılı Kararı (“Karar”), 20/10/2023 tarihli ve 32345 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Başvuru kararında özetle; soybağının reddi davasını açma hakkının koca ile çocuğa tanınmasına karşılık anaya tanınmamasının hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, ana tarafından soybağının reddi talebiyle yargı mercilerine başvurulamaması nedeniyle hak arama özgürlüğünün de ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Söz konusu başvuruya ilişkin Anayasa Mahkemesi aşağıdaki şekilde değerlendirmelerde bulunmuştur;

  • Çocuk ile biyolojik baba olmayan koca arasında kurulan soybağı ilişkisinin ortadan kaldırılmasında çocuğun anasının özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bağlamında menfaati bulunmaktadır.
  • Bu itibarla çocuğun biyolojik babası olmayan kocanın karine olarak baba olduğunun kabul edilmesinin ananın özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal edebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
  • Çocuğun biyolojik babası olmayan koca ile arasında soybağı ilişkisinin mevcut olması ananın özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal edebileceğinden ana tarafından babalık karinesinin çürütülmesi için yargı mercilerine başvurulabilmesi etkili başvuru hakkının bir gereğidir.
  • Anılan davayı açabilecek kişiler arasında yer verilmeyen ananın doğurduğu çocuğunun kocadan olmadığını ileri sürerek yargı mercilerine başvurma imkânı bulunmamaktadır.
  • Ana tarafından soybağının reddi davasının açılması mümkün olmamakla birlikte Kanun’un 286. maddesinin ikinci fıkrasında çocuğa soybağının reddi davasını açma hakkı tanınmış, 291. maddesinin ikinci fıkrasında ise ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın atama kararının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabileceği öngörülmüştür.
  • Buna göre soybağının reddi davasının açılması bakımından çocuğa kayyım atanması için başvuru yapılması mümkündür. Bununla birlikte kayyım tarafından dava açılabilmesi ananın özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bağlamında etkili başvuru hakkı yönünden bir güvence sunmamaktadır. Zira kayyım, soybağının reddi davasını çocuğun yararını gözeterek çocuk adına açacaktır.
  • Bu itibarla ana tarafından davacı sıfatıyla çocuğun biyolojik babasının koca olmadığı ileri sürülerek babalık karinesinin çürütülmesi için yargı mercilerine başvurulmasına imkân tanımayan kural, özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı bağlamında etkili başvuru hakkını ihlal etmektedir.

Yukarıda kısaca açıklanan nedenlerle, Anayasa Mahkemesi kuralın, Anayasa’nın 20. ve 40. maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşmış ve iptaline karar vermiştir.

4721 sayılı Kanun’un 286. maddesinin birinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden bu kurala ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

Söz konusu Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

  1. İbaresinin İptaline İlişkin AYM Kararı“...hükmün açıklanmasından itibaren...”Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 273. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan

 

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”), 2022/144 E. ve 2023/137 K. sayılı Kararı (“Karar”), 24/10/2023 tarihli ve 32349 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

İtirazın konusu; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun; 231. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve 273. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, Anayasa’nın 13., 36. ve 141. maddelerine aykırılığının ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.

Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı;

231. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “(1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.”

273. maddesi ise şöyledir: “(1) İstinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.”

Söz konusu başvuruya ilişkin Anayasa Mahkemesi aşağıdaki şekilde değerlendirmelerde bulunmuştur;

Kanun’un 231. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi;

  • İtiraz konusu kural uyarınca hükmün sonucunu oluşturan hüküm fıkrasının, 5271 sayılı Kanun’un 232. maddesinde belirtilen esaslara uygun olarak duruşma sonunda mutlaka tutanağa geçirilmesi gerekirken, gerekçenin henüz yazılmadığı durumlarda, tutanağa geçirilmiş olan hüküm fıkrasının okunması ve gerekçesinin ana hatlarının sözlü olarak açıklanması da mümkündür. Bu durumda hükmün sonucunun hangi gerekçeye dayandığı konusunda tarafların tam anlamıyla bilgi sahibi olma imkânı bulunmamaktadır. Bu nedenle itiraz konusu kuralın adil yargılanma hakkı ve bu bağlamda gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
  • Yargılama ile çözülen sorunun esasına etki eden tüm delillerin tarafların iddia ve savunmalarını karşılar şekilde gerekçede tartışılması ve mahkemenin ulaştığı kanaatin açıklanması gerekir. Sorunun kapsamlı olduğu durumlarda hükmün gerekçe kısmının da buna uygun olarak kapsamlı biçimde duruşmanın sonunda yazılması mümkün olmayabilir. Gerekçenin henüz yazılmadığı durumlarda, duruşma tutanağına geçirilmiş olan hüküm fıkrasının okunmasına ve gerekçesinin ana hatlarının sözlü olarak açıklanmasına imkân tanıyan kuralın haklı bir nedene dayandığı anlaşılmaktadır.
  • Kural uyarınca yalnızca hüküm fıkrasının okunduğu ve gerekçesinin ana hatlarıyla anlatıldığı durumlarda, Kanun’un 232. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca hükmün gerekçesi on beş gün içinde yazılarak dosyaya konulacaktır. Bu itibarla gerekçenin duruşma sonunda tutanağa geçirilemediği durumda ortaya çıkacak eksikliği telafi edecek bir güvencenin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Kaldı ki, Anayasa’nın 141. maddesinde mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olması gerektiği hüküm altına alınmışken anılan kararların gerekçesinin mutlaka duruşma devresinin sonunda yazılmasına dair bir anayasal zorunluluk öngörülmemiştir.
  • Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 36. ve 141. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Kanun’un 273. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “...hükmün açıklanmasından itibaren...” İbaresinin İncelenmesi

  • İtiraz konusu kural istinaf kanun yoluna başvuru süresinin hükmün açıklanmasından itibaren, başka bir ifadeyle tefhimden itibaren başlamasını öngörmektedir. Kanun yoluna başvuru süresinin hükmün tefhimiyle başlaması mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmektedir. Kanun yoluna başvuru süresinin tefhimden başlatılması yazılı gerekçe henüz tebliğ edilmeden kişiyi savunma yapmaya zorladığından savunma için gerekli kolaylıklardan yararlanma hakkını da etkilemektedir.
  • Mahkemeye erişim hakkına yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
  • Kuralın şeklî anlamda bir kanun hükmü olduğu ve erişilebilir olduğu anlaşılmaktadır.
  • Hükmün gerekçesiyle birlikte açıklanmadığı sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği durumlarda hak kayıplarının önüne geçilebilmesi için duruşmada hazır olan taraflarca süre tutum dilekçesinin verilme imkânı olmasına karşın gerekçeli kararın duruşmada hazır olanlardan yalnızca bu dilekçeyi veren taraflara tebliğ edilmesi ve bu durumda tarafın yeniden istinaf dilekçesi hazırlamak veya gerekçenin yerinde olduğunu düşündüğünde kanun yolu başvurusundan feragat dilekçesi vermek mecburiyetinde bulunduğu gözetildiğinde mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve kişilerin mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantının kurulamadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın gerekçesi açıklanmayan hükümler yönünden mahkemeye erişim hakkını güçleştirdiği ve kuralla hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında kişilere aşırı külfet yüklediği, mahkemeye erişim hakkını orantısız dolayısıyla ölçüsüz bir biçimde sınırladığı anlaşılmaktadır.
  • Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

5271 sayılı Kanun’un 273. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…hükmün açıklanmasından itibaren…” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurala ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

Söz konusu Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

  1. Başvurucunun Mahkemeye Erişim Hakkının ve Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddialarına İlişkin AYM Kararı

 

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”), 2019/345 başvuru numaralı Kararı (“Karar”), 24/10/2023 tarihli ve 32349 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Söz Konusu Karara konu başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminat talebinin ıslah ile artırılan kısmının zamanaşımı gerekçesi ile reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına  ilişkindir.

Söz konusu Kararda Anayasa Mahkemesi Başkanlığı aşağıdaki şekilde değerlendirmelerde bulunmuştur;

Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddianın Değerlendirilmesi;

  • Başvurucu; bilirkişi raporlarının iki yıl gibi uzun bir sürede Mahkemeye sunulabildiğini, bilirkişinin görevini ihmal ettiğini, olayın iş kazası olarak nitelendirildiğini tespit davasıyla öğrendiğini ve Mahkemenin zamanaşımı başlangıç tarihini yanlış hesapladığını iddia etmiştir.
  • Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
  • Anayasa Mahkemesi zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden dava açıldığı tarihte başvurucunun zararın miktarını bilebilmesinin mümkün olmadığı hususu dikkate alınmadan karar verilmesinin bilirkişi raporuyla belirlenen tazminat tutarının tamamını başvurucunun talep edebilme imkânını ortadan kaldırdığı kanaatine varmıştır. Sonuç olarak başvurucunun bilirkişi raporundan sonra artırdığı alacak talebinin zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin yorumun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Çetin Akboğa, §§ 73, 74).
  • Başvuruya konu olay değerlendirildiğinde ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
  • Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddiaların Değerlendirilmesi;

  • Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesinden şikâyet etmektedir.
  • Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK] B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
  • Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Açıklanan gerekçelerle; Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Söz konusu Kararın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.