BİRİNCİ DERECE ARKEOLOJİK SİT ALANINDA YER ALAN TAŞINMAZIN MÜLKİYETİNİN ZİLYETLİK YOLUYLA KAZANILMASI

-ANAYASA MAHKEMESİ KARARI-

04.12.2019

Anayasa Mahkemesi’nin 2018/144 esas numaralı, 19.9.2019 tarihli kararı 26.11.2019 tarihli ve 30967 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Başvuruya konu olayda;

Uyuşmazlık konusu tapusuz taşınmaz, 13.11.1978 tarihli Köy Senedi ile önceki zilyetlerinden satın alınmıştır.

Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu (“Kurul”), 21.07.1992 tarihinde söz konusu taşınmazı birinci derece doğal ve birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tespit etmiştir. Aynı Kurul; 22.06.2007 tarihinde, arkeolojik sit alanı derecesini ikinci derece olarak değiştirmiştir.

Başvurucu satın aldığı taşınmaz üzerine tek katlı kargir ev inşa ederek kullanmaya başlamıştır. Söz konusu taşınmaz, 2008 yılında yapılan kadastro çalışmalarında bahçe vasfı ile Hazine adına tescil edilmiştir. 18.01.2008 tarihli Kadastro Tutanağı’nda, bahçe niteliğindeki tapusuz taşınmazın başvurucunun tasarrufunda olup üzerine tek katlı kargir evin mevcut olduğu belirtilmiş; fakat sit alanı içerisinde kalan taşınmazların zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığından taşınmaz Hazine adına tescil edilmiştir.

Başvurucu 29.05.2008 tarihli dilekçesinde taşınmazın yüz yılı aşkın süredir özel mülk niteliğinde olduğunu ileri sürerek tapuda adına tescil edilmesini talep etmiştir.

Açılan dava üzerine mahkeme; kırk yılı aşkın süredir taşınmazın başvurucunun zilyetliğinde olduğunu ifade eden tanıkların beyanlarının aksine, yaptığı keşif sonucu başvurucu lehine kazanma koşullarının oluşmadığına karar vermiştir.

Bilirkişiler ise, taşınmazın 25 yıldan az olmamak üzere tarım arazisi niteliğinde ve sit alanı içerisinde olduğunu bildirmişlerdir.

Mahkeme, 24.08.2009 tarihli kararıyla birinci derece doğal sit alanı içinde kalan yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle davayı reddederek, taşınmazın Hazine adına tesciline karar vermiştir.

Hüküm, başvurucu tarafından temyiz edildiyse de Yargıtay, 19.12.2011 tarihinde ayrıntılı bilirkişi raporu isteyerek kararı bozmuştur. Bunun sonunca tekrar keşif yapan Mahkeme, tekrarlanan bilirkişi raporu ve tanık beyanlarıyla 20.05.2013 tarihinde ikinci kez davanın reddine karar vermiştir.

Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilse de karar, Yargıtay’ın red kararıyla kesinleşmiştir.

Başvurucu, 31.03.2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne tazminat ve yeniden yargılama yapılması talepleriyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi; somut olayda, ilgili Yargıtay kararları ve AİHM içtihatlarını göz önünde bulundurarak yaptığı değerlendirme neticesinde;

  • Başvurucunun, taşınmazın zilyedi olduğu ve taşınmazın tapuda adına tescili edilmesi hususundaki beklentisinin meşru olduğunu ifade ederek; Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı’’ başlıklı 35. maddesi‘’ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.   Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.   Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.’’ kapsamında korunması gereken menfaatinin mevcut olduğu,
  • Mülkiyet hakkı ile yapılan müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulmuş olup başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu,
  • Anılan Kadastro Mahkemesi kararının, başvurucunun iddia ve itirazlarına cevap verebilecek mahiyette olmadığı ve başvurucunun usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmadığı

gerekçeleriyle, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, başvurucuya yargılama giderlerinin ödenmesine ve başvurucunun iddia ve cevapları gözetilerek yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir.

Söz konusu Anayasa Mahkemesi Kararına buradan ulaşabilirsiniz.

Konuya ilişkin herhangi bir sorunuz ve/veya yorumunuz olması halinde, bizimle her zaman iletişime geçebilirsiniz.

Saygılarımızla,

Zümbül Hukuk ve Danışmanlık

info@zumbul.av.tr